Selamu Aleykum;

 Değerli ziyaretçiler,

 Malumunuz Türk yargı organları bir takım sebeplerden dolayı wordpress.com altındaki tüm adreslere Türkiye’den erişimi engelledi.

Bu yüzden bizde haksız yere bu kararın kurbanı olduk ve sitemize Türkiyeden giriş yapılamadı,hala yapılamıyor.

Bu durum sebebi ile,bundan sonra yayınlarımıza www.kurtulusrecetesi.com adresinden devam edeceğiz.

Bu güne kadar Allah rızası için yapmış olduğumuz işlere,yeni sitemizde aynen devam edeceğiz inşaallah.

Bizleri dualarınızda unutmayınız.!!!

 www.kurtulusrecetesi.com

Evet, Allah Rasûlü ve Hazreti Ebu Bekir gibi has dairedeki bir kısım arkadaşları, maddî hayat itibarıyla en fakirane yaşayan insanlardı.

Hem de onlar bu hale kendi ihtiyarlarıyla razı oluyorlardı. Şayet isteselerdi, herkesten daha müreffeh yaşayabilirlerdi.

Zira, Rasûl-ü Ekrem Efendimiz sadece kendisine verilen hediyeleri dağıtmayıp yanında bıraksaydı, o günün maddeten en zenginlerinden biri

olabilirdi, ama O öyle yapmayı hiç düşünmedi; ümmetini helâlinden kazanıp zengin olmaya teşvik ettiği halde kendisi hem kıyamete kadar

gelecek olan bütün irşad erlerine örnek olmak hem de âhiret meyvelerini ötelere bırakmak için fakirliği ve zahidâne bir hayatı ihtiyar etti.

Öyle ki, bir gün Fazilet Güneşi (aleyhi’s-salatü ve’s-selam) iki arkadaşı ile beraber Ebu Eyyûb el-Ensârî hazretlerinin evine gitmişti.

 

Evin hanımı onları karşılamış, Ebu Eyyûb Hazretleri de hemen bir hurma salkımı kesip getirmiş, kutlu misafirlerine ikram etmişti.

Allah Rasûlü “Bu hurma dalını niye kestin, meyvesinden toplasaydm ya!” buyurunca, ev sahibi,

“Ya Rasûlallah, evime şeref verdiniz; size hem kuru hurmasından, hem tam olgunlaşmayanmdan, hem de olgun tazesinden tattırmak istedim,

onun için dalıyla beraber getirdim.” demişti.

Read the rest of this entry »

Mecmaül-Enhür sahibi Muhammed b. Süleyman, “Damat Efendi” lakabıyla meşhur olmuştur. Çünkü, bu iffet âbidesi, talebelik döne­minde bir gece yarısı, mum ışığı altında ders çalışmaktadır. İlmî mütâlâalara daldığı bir esnada kapısı çalınır. O vakitte birinin gel­mesinin hasıl ettiği hayret ve misafirin kimliği hakkındaki merakla hemen kapıyı açar. Karşısında genç ve güzel bir kızcağız durmakta­dır. Misafir, yolunu kaybettiğini ve etrafta başka bir ışık göremedi­ği için onun kapısını çalmaya mecbur kaldığını söyler.

Genç talebe, misafirini geri çeviremez, onu gece karanlığına ve sokağın soğuğuna terkedemez, çaresizce kızı içeri alır. Ona oturup dinlenebileceği bir köşe gösterdikten sonra da sabaha kadar dersine çalışmaya devam eder. Utangaç ve gizli-saklı nazarlarla onu seyre­den kızcağız, bu iffetli talebenin bir haline taaccüb eder; genç, ara­da bir parmağını önünde yanan mumun alevine tutmakta ve bir müddet öylece bekledikten sonra geri çekmektedir. Bir defa ile de yetinmemekte ve bunu ara ara sürekli tekrarlamaktadır. Bu hal üze­re sabah olur.

Read the rest of this entry »

Meksika’nin başkenti Mexiko City’de (ne yapacağız bu x’leri?) meydana gelen taciz olayları ve şikayetler sonucu belediye çareyi “kadınlara özel” otobüsleri devreye sokmakta bulmuş. Ayrıca metro sisteminde yoğun saatlerde trenlerin ilk üç vagonuna sadece kadınlar binebiliyormuş. Zira polis istatistiklerine göre şehirlerde yaşanan tecavüz, cinsel taciz ve kötü muamele vakalarının yüzde 14’ü toplu taşıma araçlarında gerçekleşmiş. (Radikal, 22 Ocak 200 8)

Mesele sadece ve sadece Müslümanlıkla bağlantılı değil gördüğünüz gibi.
Mesele erkeklerin kıroluğu, görmemişliği, edepsizliği, bir arada yaşamayı bilmemesi ve bunlardan kadının kendini korumaya çalışması.
Bu servis bizde mesela İstanbul’da yapılsa nasıl bir kıyamet kopardı düşünmek bile istemiyorum. Gericilik, dincilik, ortaçağ zihniyeti, şeriatçılık, anti laiklik…

Bu konudaki fikirlerimi nasıl yazacağımı bilemiyorum.. Artık öyle bir duruma geldik ki “idiot proof” yazmadığın sürece, hatta öyle yazsan bile yanlış anlaşılmaya çok müsait bir ortamdayız.

Read the rest of this entry »

İmanın zayıflığının alametleri:

> Günah işlemek ve pişman olmamak
> Katı kalpli olmak ve Kur’ân okumak istememek
> İyi ameller için tembel hissetmek (geç namaz kılmak gibi..)
> Sünnetleri terketmek
> Çok farklı ruh hallerine sahip olmak (genelde huzursuz olmak, çabuk üzülmek gibi..)
> Kur’ân’dan âyetler duyunca pek bir şeyler hisstememek (veya meal okuyunca azap ayetlerinde, müjde ayetlerinde hissiz kalmak gibi..)
> Allah’ı hatırlamakta ve tesbih etmekte zorlanmak

Read the rest of this entry »

İnsan(kadın-erkek) farklı yaratılış özelliklerine sahiptir. Bu farklılıklara doğumdan sonra bireysel, sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi etkenlerle ayrışmalar çeşitlenir. İnsanın doğarken getirdiği en önemli ayrışma cinsiyet noktasındadır. Erkek veya kız olma insanın değişmez hallerinden biridir. Cinsiyetlerin kendine has özellikleri de vardır. Erkek ve kadın ilişkileri ve bu ilişkiyi belirleyen farklı psikolojik haller de vardır. Erkek ve kadının birleşmesi ile nesiller devam eder. Toplumsal ve tarihsel süreklilik buna bağlıdır ve bunun şekillendireceği sosyal- kültürel mayadan etkilenir. Birbirini besleyen farklı talepler karşısında insanların ortaya koyacağı tavır önemlidir.

Erkek ve kadın birbirine meyillidir, bağımlıdır. Bu bağımlılık ömür boyu devam eder. Bu bağımlılık öncelikle ruh birlikteliğini aramakla başlar. Erkek veya kadın, her insan zayıftır ve birbiri tamamlamaya çalışır. Evlilik bu tamamlayıcılığın kurumsal ifadesidir. Kur’an- ı Kerim’de erkek- kadın ilişkilerine dair bir çok ayetler vardır. Hz. Yusuf kıssası bu anlamda geniş yer verilen ayetler vardır. Hz. Yusuf’un Mısır’da köle olarak bir melik tarafından satın alınması ve sarayda yetişmesini konu alan bölüm insan psikolojisinin farklı yönünü alan bölümdür. Melik’in hanımı erginlik çağına ulaşan Yusuf’un güzelliği, kabiliyetinden etkilenir. Sarayda kimsenin olmadığı bir vakitte “Onun nefsinden murat almak ister.” Ayetlerde bu durum şöyle anlatılır:

Read the rest of this entry »

Adamın biri her zaman yaptığı gibi saç ve sakal traşı olmak için berbere gitti. Onunla ilgilenen berberle güzel bir sohbete başladılar.Değişik konular üzerinde konuştular. Birden Allah ile ilgili konu açıldı…Berber: ” Bak adamım, ben senin söylediğin gibi Allah’ın varlığına inanmıyorum.”

Adam: ” Peki neden böyle diyorsun?”

Berber: ” Bunu açıklamak çok kolay. Bunu görmek için dışarıya çıkmalısın. Lütfen bana söyler misin, eğer Allah var olsaydı, bu kadar çok sorunlu, sıkıntılı, hasta insan olur muydu, terkedilmiş çocuklar olur muydu? Allah olsaydı, kimseye acı çektirmez, birbirini üzmezdi.Allah olsaydı, bunların olmasına izin vereceğini sanmıyorum…”

Adam bir an durdu ve düşündü, ama gereksiz bir tartışmaya girmek istemediği için cevap vermedi. Berber işini bitirdikten sonra adam dışarıya çıktı. Tam o anda caddede uzun saçlı ve sakallı bir adam gördü.Adam bu kadar dağınık göründüğüne göre belli ki traş olmayalı uzun süre geçmişti. Adam berberin dükkanına geri döndü.

Adam: ” Biliyor musun ne var, bence berber diye birşey yok”
Berber: ” Bu nasıl olabilir ki? Ben buradayım ve bir berberim.”
Adam: ” Hayır, yok. çünkü olsaydı, caddede yürüyen uzun saçlı ve sakallı adamlar olmazdı.”

Berber: ” Hımmm… Berber diye birşey var ama o insanlar bana gelmiyorsa, ben ne yapabilirim ki?”

Adam: ” Kesinlikle doğru! Püf noktası da bu! Allah var, ve insanlar ona gitmiyorsa, bu gitmeyenlerin tercihi. İşte dünyada bu kadar çok acı ve keder olmasının nedeni!”