You are currently browsing the daily archive for Ocak 30th, 2007.
| Kıyamet olunca, dünyada üzüntü, sıkıntı ve hastalık çekmiş insanlar getirilecek; onlara amel defteri dağıtılmayacak, onlar için mizan kurulmayacak ve kendilerine sırat köprüsü de konmayacak, bilâkis üzerlerine ecir (ve mükâfat) döküldükçe dökülecek (sorgusuz ve sualsiz cennete girecekler). (Ramuz 799.) H. Ş. | |
| 1987.05.19 Tarihli Fazilet Takvimi | |
Yıllardır sigara ve içki, masum alışkanlıklar ve modernliğin, çağdaşlığın bir göstergesi olarak gösterilmeye çalışıldı. Sosyal içicilik teşvik edilirken bu konuda en etkili araçlar da görsel yayınlar, bilhassa filmler ve dizi filmler oldu ve olmaya da devam ediyor.
Yerli ve yabancı filmlerin ve dizilerin büyük bir kısmında kişiler üzüldüklerinde ve daha çok sevindiklerinde alkol kullanıyorlar. İçenlerin çoğu erkek ve bilhassa dışarıda veya iş dönüşü evde eşlerinin ve çocuklarının da bulunduğu aile sofrasında içiyorlar. Bilhassa son yıllardaki dizilerde alkollü içki, ailelerde her fırsatta, özellikle bir şeyleri kutlarken çocuk ve gençlerin yanında daha fazla içiliyor. Bazı aile dizilerinde o aile yapısı içinde dinî ve ahlakî değerlerine en çok bağlı olan dizi kahramanları bile zaman zaman kontrollerini kaybedip alkollü içki alıyor ve daha kötüsü içki içmek normal hayatın bir parçası olarak gösteriliyor. Kadınların sarhoş olması bu tür dizilerde zaman zaman biraz da normal gösteren bir mizah tarzı içinde işleniyor.
Alkol, verimliliği düşürürken aldatma, ahlakî zaaflar, şiddet vb.’ne de yol açıyor. Çocuk ve gençlerin yetişmesinde olumsuz örneklerin etkisi bilinirken anne-babanın alkol kullanması genci anne karnından itibaren birinci dereceden etkiliyor. Yeşilay’ın verilerine göre İsveç Karolinska Enstitüsü’nün yaptığı araştırmada; kanında 1 gram alkol olan, olmayanın 6 misli, 2 gram alkol olan, olmayanın 60 misli kaza yapma riski taşıyor ve alkol vücuttan 48 saat sonra atılabiliyor. İstatistikî verilere göre alkollü içki içen kişilerin dörtte birinden fazlasında bu alışkanlık bağımlılığa dönüşmekte.
Çocuk ve gençler kendilerine aileleri tarafından kazandırılan değerleri sürekli sorgularlar. Çocuk ve genç, filmlerde sevdiği artistlerin her fırsatta alkollü içki içtiğini görür, bir de bunları anne-babalarının da kullandığını gözlerse, gittikçe bunu normal bir davranış olarak görmeye başlar. Diğer yandan çocuk ve genç hatta yetişkinler dahi arkadaş ortamından dışlanmamak için alkollü içki kullanmaya başlayabilir. Eğer yapı olarak bağımlılığa yatkınsa stres ve depresyon gibi nedenlerle de birleşerek bağımlılık haline gelebilir. Bu sebeple çocukları bağımlılık yapan maddeler konusunda bilinçlendirmekle beraber film izlerken de seçici olunmalıdır. İçkinin TV’de görüldüğü gibi olmadığını anlatmalısınız.
Farika Teymur Artır*
Zaman Gazetesi
*Psikolog, Tel: 0216 386 06 66, Faks: 0216 386 68 54,
e-posta: t.artir@zaman.com.tr
Son yıllarda internetin hızla yaygınlaşması evli çiftlerin yaşadığı sorunların arasına bir yenisini daha ekledi: İnternette karşı cinsle chat (sohbet) yapmak.
Önce merak duygusuyla yeni insanlarla tanışıp kimliğini gizleyerek özellikle cinsel konularda sınırsızca konuşmak, sonra bunun tutku haline gelmesi, bağlanma ve eşini aldatma geliyor. Son olarak Yargıtay’ın bir davada karşı cinsle chat yapılmasını boşanma sebebi sayması durumun ciddiyetini açıkça gösteriyor. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Evlilik Danışma Merkezi sorumlusu psikiyatr Dr. Rukiye Hayran’a göre, karşı cinsle chat yapma merakının en büyük sebebi eşler arasındaki iletişimsizlik. İnsanların yakınlık kurma, ilgi, şefkat gösterme duygularını kaybettiğine dikkat çeken Hayran, özellikle büyük şehirlerde insanların evli olsalar bile kalabalıklarda yalnızlık yaşadığını belirtiyor. Sanal alemde tanımadığı insanlarla sınırsızca her konuda konuşmak insanların merak ve macera duygularını da tahrik ediyor. Kimi zaman sigara, kumar gibi bağımlılık haline gelebiliyor bu istek. Evli çiftlerin kendilerine en çok ‘konuşamıyoruz’ şikayetiyle geldiklerini ifade eden Hayran, “Birbirlerinin ihtiyaçlarını giderecek biçimde iletişim kuramıyorlar. İnsanlar özellikle büyük kentlerde sürekli çalışıyor ve eve posaları geliyor. İki taraf da çalışıyorsa durum daha da kötüleşiyor. Monotonlaşan yaşam içinde arayışlar başlıyor. Eşinden görmediği yakınlığı sanal bir kişiden gören kadın veya erkek artık enerjisinin çoğunu ona yönlendiriyor. Ailesini ihmal ediyor. Bu yüzden boşanan çiftler var.” diyor.
YAKIN BİR ZAMANDA, bilmem fazla rijit bir tarzda teorileştirildiğinden midir nedir, duyunca irkildim. Bir düşünce insanı ilginç bir teori geliştirmişti:
“Dindar erkeklerin eşleri, onları “her bakımdan” garanti olarak gördüklerinden dolayı onlara insan gibi davranmıyorlar.”
Geçenlerde Mümine Güneş Hanım’ı bir seminer için Gebze’ye davet etmiştik. Çok hayret ettiği bir konudan bahsetti. Hangi kızımızla konuşsak hep, beylerinden şikayet ediyorlar. Ve geçimsizlik son derece genelleşmiş durumda. Eskiden biz böyle dindarların ayrılıkları diye bir şey bilmezdik. Şimdi pek çok dindar ailenin şiddetli geçimsizlik yaşadıklarına, ayrılmak üzere olduklarına şahit oluyoruz.”
”En iyi zehir vücuda yavaş yavaş yayılanıdır. Kurbanına hiç fark ettirmeden zehirler. Katilden hiç şüphe ettirmeden öldürür. Evliliğin de böylesi yavaşça yayılan zehirleri vardır.”
BAŞKALARI BİRBİRİNE NE KADAR YAKIŞIYOR?
Başkaları eşinizden daha güzel ya da yakışıklı görünebilir. Reklamlarda gördüğünüz, filmlerde izlediğiniz, billboardlarda rastladığınız kadın ya da erkekler size daha sevimli gelebilir; unutmayın ki onlar sahici değil kurgulanmış kişilerdir; size özel değillerdir, herkese gülümserler, gerçek değillerdir; her zaman gülümserler. Dahası, sevimlilikleri sizin için de değildir; bir başka şeyi pazarlamak ya da temsil etmek için sevimli olmak zorundadırlar.
Telefonun öteki ucundaki genç kız ağlamaklı ses tonuyla konuşuyordu:
“Hocam, moralim çok bozuk, çok kötüyüm, bana yardım eder misiniz?”
“Buyurun nedir probleminiz?”
“Nişanlım beni terketti. Hem de eften püften meseleler için. Bana sadakatsizlik gösterdi. Hayallerim kırıldı. Ben şimdi ne yapacağım?”
“Evlenip, yuva kurduktan sonra sizi terketseydi, daha mı iyi olurdu?”
Titrek sesiyle devam etti:
“Ama gururumu çok kırdı. Dayanamıyorum.”
Yetişkin iki ayrı cinsin bir arada bulunmasını normal karşılamayan bu millete önceleri şöyle deniliyordu:
“Kızlarla erkekler karışık okur/karışık olurlarsa, aralarında kardeşlik duyguları gelişir. Dolayısıyla birbirlerine cinsî hislerle, kötü niyetle yaklaşmazlar.”
Bunun doğru olmadığını, söyleyenler de bal gibi biliyorlardı ama o zaman böyle konuşmaları icap ediyordu. Gençlerin senli benli oldukları görülünce bu sefer de ağız değiştirip, “Gençler arkadaşlık ortamında birbirlerini yakından tanırlarsa, ilerde sıhhatli evlilikler olur” demeye başladılar.
Öyleyse, adliye dolaplarındaki boşanma davalarına bakıp, bahsettikleri sıhhatli(!) evlilikleri görsünler.
Muaz b. Cebel, Hz. Peygamber’den şu hadisi rivayet etmektedir:
“Allah, ‘Ey gençliğini benim için harcayan, şehvetini benim için terk eden genç! Sen yanımda bazı meleklerim gibisin.’ demektedir.” (Ebû Nuaym, Hilyetu’l-Evliya, V, 237)
Bundan daha temiz kalpli kim olabilir? Veya bulûğ çağına vardıktan bu yana günah işlemeyen, Allah’a itaat ve ibadetle gelişen, O’nun hakkına uymayı âdet haline getiren kişiden, yardım ve desteğe kim öncelikli olarak hak kazanabilir? Öyle ise bu işi kendine âdet edinen, bunun zıddına asla yanaşmayan kişiye, Allah hakkına riâyet etmek kolay ve güçlüğü azdır. Allah yolunda çalışması ise uzun sürelidir.
İkinci kısım ise hevâ-yı nefsine uyduktan sonra tövbe eden, cehaletinden dönüp Allah’a yönelen, zamanında işlediği günahlarına pişman olan kimsedir. Allah o kişiye, hiçbir farzı terk etmeme ve geçmişte işlediği hiçbir günaha tekrar dönmeme azim ve gayretini bahşeder. Bu arada nefis, günahta geçici zevki göz önüne getirerek onu alışkanlıklarına devam etmeye ikna etmek için mücadele eder. O, nefsini gemlemek için de mücadele eder, günahtan doğacak azapla korkutur. Düşmanı onu, yapmadığı, dolayısıyla lezzetini kaçırdığı günahlara davet eder. O da günahtaki çirkinliği hatırlatır, Allah’ın onu, hoşa gitmeyen şeylerden çekip, Allah’ın rızasına kavuşturacak şeylere yöneltmesinden dolayı büyük lütufta bulunduğunu hatırlatır… Bu mücadele sürüp giderken Allah onu tasdik ederek, yardımına koşar, nefsinin değerini düşürecek şehvetlerden alıkoyar. Bu yardım, Allah’a itaat etmeyi kolaylaştıracak ana kadar sürer. Nitekim Allah bunu vaad etmiştir: “Hidayet bulanlara gelince, Allah onların hidayetlerini artırmış ve onlara korunmalarını vermiştir.” (Muhammed, 47/17) “Ama kendilerine öğütlenenleri yapsalardı, elbette kendileri için daha iyi ve daha sağlam olurdu. O zaman elbette kendilerine katımızdan mükâfat verirdik.” (Nisa, 4/66-67)
AİLEM DERGİSİ Sayı: 212
KUR’ÂN’IN âyetleri henüz inmiş gibi okunduğunda, pek çok defalar insanın “Tam da bugünü tasvir ediyor” diyeceği gelir; âyetin daha başka zamanlarla ilgisi, okuyucunun gözünde, bu zamana nispetle pek sönük kalır. Bu âyetin de zamanımızla ilgisi o kadar aşikârdır ki, sanki bugün nazil olmuş gibi bize sesleniyor, geçmiş asırlardan çok modern zamanları tasvir ediyor gibidir.
Gerçi her zamanın Kur’ân âyetlerinden bir payı vardır. Mekke müşrikleri de taptıkları putları dişi olarak tasavvur etmek ve onlara dişi isimleri vermek suretiyle, bu âyetin çizdiği tablo içinde yer alıyorlardı. Halbuki onlar kadına değer veren kimseler de değillerdi. Kadın onlar için bir güçsüzlük simgesi, kız çocuğuna sahip olmak ise bir utanç vesilesiydi. Gerçek hayatta kadını böylesine aşağılayan bir toplumun kendi elleriyle icad ettikleri sözümona tanrılara dişi isimleri verip de onlara tapmaları, dua etmeleri, yalvarmaları, kendileri hesabına ne kadar aşağılayıcı bir durumdur! İşte bu, onlara Şeytanın giydirdiği bir külâhtır ki, bu âyetin devamındaki âyetlerde de anlatıldığı gibi, Şeytan, insan neslinden intikamını böylece almaktadır.
İnternet ortamında chat odalarına girip yabancı kişilerle sohbet etme ile ilgili yaşanan sorunlar gün geçtikçe artıyor. Peki durum nasıl bir sorun oluyor? İşte haber:
Son zamanlarda internet ortamında chat odalarına girip yabancı kişilerle sohbet etme ile ilgili yaşanan sorunlar hepimizi üzüyor… Bu sorunları göz ardı etmeyerek duyarlı olmak zorundayız.
Aksi takdirde birbiri ardına yaşanan hadiseler sosyal patlamaları da beraberinde getirecektir. Bunu önlemenin yolu kişilerin bilinçlenmesi ve problemlerinin farkında olarak çözüm yollarını araştırmalarıdır.
Sohbet etme duygu ve düşüncelerini başka kişilerle paylaşma herkesin ihtiyacı. Bununla beraber uygun kişilerle yapılmayınca da birçok sıkıntıya yol açıyor.
Kişi en yakınları, ailesi, arkadaşları dururken duygu ve düşüncelerini hiç tanımadığı kişilerle paylaşmaya neden ihtiyaç duyar? Bunun birçok nedeni vardır. Bunlardan başlıcaları şunlardır:






Son Yorumlar